scorecardresearch

Hoş Sohbetler (19 Haziran 2015; 22:00)

120 izlenme
Kategori Din
Eklenme Tarihi 2 yıl önce
DilTürkçe
Açıklama
GÖKLAP BARLAN: İyi akşamlar değerli A9 izleyenleri. Hoş Sohbetler programına başlıyoruz, inşaAllah. Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Hoca değiliz, mürşit de değiliz, Hz. Mehdi (a.s) hiç değilim. Neyiz? Normal bir Türk vatandaşıyız. Samimi olduğumda iddialıyım ama. Kendi halinde bir vatandaş. Ben laik lisede yetiştim, laik ortaokulda okudum, Ankara’da yetiştik bütün aile CHP’liydi. Din eğitimi almadım. Kendi okuduklarım işte, Risale-i Nur okudum biraz, dolayısıyla anlatımlarımız kalpten gelen, içimizden gelen bilgiler.

Dün, Kuran’da geçen o sarımsak ve soğana meraklı olmaları konusu vardı ya Hz. Musa (a.s)’ın talebelerinden. Bazı kişiler böyle söylüyorlar, “sarımsak soğan istiyoruz” diyorlar. O devirde sarımsak soğan güç, zenginlik, iktidar alameti. O devrin heykellerinde bu resmedilmiş gösterilmiş. Çok fazla resim var bu konularda. Kuran’da anlatılan konuların hepsi, heykellerle resimlerle anlatılmış hemen hemen, büyük bölümü.

Oktar, asrımızın bilim adamlarının iman konusundaki, Allah’a inançları konusunda açıklamaları var. Onları bir oku, sonra ben Kuran’dan devam edeceğim.

OKTAR BABUNA: Galilei, gökyüzüne ilk teleskopla bakan kişi. Diyor ki: “Tabiat hiç şüphesiz Allah’tan hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır tabiat.”

ADNAN OKTAR: Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah: “Ayetler var yeryüzünde.” Ne diyor bu yazıda da bilim adamı, aynı şekilde. Yani bilim adamlarıyla, Kuran’ın üslubu aynı.

OKTAR BABUNA: Johannes Kepler, astronomi biliminin kurucusu diyor ki: “Tabiat kitabına göre biz astronomlar yüze Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.”

ADNAN OKTAR: Çünkü bilim, Allah’ın varlığını gösteren bir metottur. Bilimin görevi budur zaten. Allah’ın varlığını ispat eder, Allah’ın sanatını anlatır. “Ancak ilim ehli Allah’tan korkar” diyor zaten Cenab-ı Allah ayette. “Hakkıyla iman eden, Allah’tan korkanlar, ilim ehlidir” diyor.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Tüm zamanların en büyük bilim adamı kabul edilen Isaac Newton da şöyle söylüyor: “Allah sonsuz ve mutlaktır, gücü sonsuzdur ve her şeyden haberdar olandır. Varlığı sonsuzluğa dayanır, her şeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan her şeyi bilir. O sonsuz ve sınırsızdır, daimdir ve vardır, varlığı daimidir, her yerde mevcuttur. Her zaman ve her yerde var olmasıyla o tün zamanları ve uzaklıkları yaratır. Biz onun en akıllıca ve mükemmel işleyen varlıklarından tanırız. Kulları olarak ona saygı duyuyoruz ve inanıyoruz.” MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Louis Pasteur, difteri, kuduz ve şarbon aşılarını geliştiren bilim adamı diyor ki: “Doğayı ne kadar çok incelersem, yaratıcının eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor. Bilim insanı Allah’a götürür.”

ADNAN OKTAR: Samimi doğru bir söz.

CİHAT GÜNDOĞDU: Samuel Morse, ilk telgrafı keşfeden insan, diyor ki: “Bilgim arttıkça dinin ilahi kaynakları daha da netleşiyor. Allah’ın büyüklüğü anlaşılıyor, gelecek ümit ve zevkle aydınlanıyor.”

Bilim bunu bana sağlıyor bana diyor, değil mi? “İmanımı artırıyor, imanıma ait bütün hakikatleri bilim sayesinde net ve parlak olarak görüyorum” diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Albert Einstein, mekanik ve kozmoloji bilim dallarında bilim adamı. Diyor ki: “Derin bir imana sahip olmayan, gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir; dinsiz bir bilim topaldır. Bilimle ciddi şekle uğraşan herkes, tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.”

ADNAN OKTAR: Evet, yani Allah’ın varlığına.

CİHAT GÜNDOĞDU: Devam ediyor; “Ben kendimi son derece dindar kişiler arasında görüyorum. Gerçek din gerçek hayattır, insanın ruhuyla dolu dolu yaşamasıdır.”

ADNAN OKTAR: Yani hayatla din iç içedir diyor, evet.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ünlü Alman fizikçi Max Planck, kuantum kuramını geliştiren bilim adamı şöyle diyor: “Hangi sahada olursa olsun, bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır; iman et. İman, bilim adamlarının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.”

ADNAN OKTAR: Bilim adamıyla, iman iç içedir diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ünlü besteci Mozart şöyle ifade etmiş: “Allah’ın yaratışı ne kadar garip görünse de, mutlaka onda bir hayır vardır.”

ADNAN OKTAR: Evet, mesela hastalıklar olur, dertler olur başka bir şey olur veyahut bir şey olur biz anlayamayız, hepsinde bir hayır vardır, bir hikmet vardır. İncelenince bu fark edilir, görülür diyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Hiçbir doktor, insan, ya da kaza hayatı veremez ya da alamaz. Ancak Allah hayatı verir ve alır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Yine başka bir defasında: “Allah’ın rızasına tam anlamıyla teslim olalım, bu bizim için en hayırlısıdır. Allah’ın yarattığı mutlaka en güzelidir” demiş Mozart.

ADNAN OKTAR: “Her şeyde bir hayır vardır, ne yaratıyorsa, en güzelini yaratmıştır.” Biz anlayamayız ama Allah bilir, sonra hikmetini anlarız.

CİHAT GÜNDOĞDU: Günümüzdeki bilim adamlarının söyledikleri var. Antony Flew bunlardan biri, İngiliz felsefeci. Başta ateistti, daha sonra iman ettiğini açıklamıştı. Şöyle ifade etmiş: “DNA araştırması, yaratılışın ardındaki yaratıcıyı gösteriyor. Biyologların araştırmaları gösteriyor ki, DNA’nın inanılması güç dizilimi ve bunun yaşam için kesin gerekliliği, bir Yaratıcının olmasını mecbur kılıyor.”

ADNAN OKTAR: Bilim, güneş gibi hakikatleri ortaya koyuyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Muhakkak benden etkilenmiş insanlar olabilir. Bu konuda verdiğim hasarı telafi etmek için, elimden geleni yapacağım.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İmansızlığa sürüklediğim insanlar olabilir, diyor bunu düzelteceğim, “doğrusu Allah’ın varlığıdır, bilim bunu gösteriyor, gerçekler bunu gösteriyor, ben bunu gördüm” diyor. “Allah’ın varlığını bütün açıklığıyla, ihtişamıyla gördüm bilim sayesinde” diyor. Vesile oluyor yani bilim.

CİHAT GÜNDOĞDU: Francis Collins, insan genomunun projesinin başındaki bilim adamıydı Francis Collins genetik uzmanı, şu şekilde ifade ediyor: “Bu Allah’ın bana verdiği bir görevdi.” DNA’nın ortaya çıkarılmasındaki katkılarından dolayı bunu söylüyor. Yine aynı şekilde, “birçok bilim adamı Allah’a inanır, fakat bu konuda sessiz kalmayı tercih ederler. Bende bir zamanlar bir ateisttim, fakat doğada bulduğum Allah’ın varlığını gösteren delillerden şaşkına döndüm.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani küçük bir demet sunduk.

Eskiden bir adam vardı, mesela bir isim söylüyor, “bunun kökeni Türkçeden gelir” diyor. “O da Türk, o da Türk” diye. O çok şahaneydi. Geçenlerde dinledim ama eski üslubu değişmiş, daha makul bir sele konuşuyor. Biraz daha değişmiş o eski gücünü azaltmışlar. Eski haliyle baya komikti, çok eğlendiriciydi, eski haline dönsünler.

OKTAR BABUNA: Allah bir ayette şöyle buyuruyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar, 'içleri titreyerek-korkar.’” (Fatır Suresi, 28)

ADNAN OKTAR: Şu hücrenin yapısını, ben daha önce bilmiyordum. İnceledim, ama Allah’ım, hiç bir açıklaması yok. Simsiyah karanlık hücrenin içerisinde, sen bir parçanın atomlarındaki dizilişinin bozuk olduğunu nerden bilirsin? Gidip onu tespit ediyor. Sen nasıl üstüne vazife edindin bunu? Bozuk olsa, seni ne ilgilendirir? Bozuk kalsın yani değil mi? Bunu tehlikeli görüyor insan için. Gidiyor onu haber veriyor, diyor ki; burada bir bozukluk var diyor. Haber verince adamlar koşuşturuyorlar, fermuar gibi ortadan ikiye söküp, çekip bekliyor adamlar. Bunları yapan atom, molekül, bildiğin molekül. İnsan aklının çok çok üstünde bir akıl gösteriyor. Parça başka yerde imal ediliyor ama onun imalini artık hiç bilmiyoruz ne şekilde yapıyorlar, sağlamını. Mesela atomları muntazam diziyor, birini alta koyuyor, birini üste koyuyor, birini kenara koyuyor, dantel gibi karmakarışık. Getiriyorlar parçayı, açısını da tutturmak gerekiyor, her açıda da olmuyor, yani nereye nasıl hangi açıda koyacağı da belirli. O açıyı da tutturarak onu yerleştiriyor, sonra gelip kontrol ediyorlar diyorlar ki; bu oldu tamam diyorlar, fermuarcılar fermuarı getirip birleştiriyorlar. Hadi hayırlı olsun bize müsaade deyip, başka yere geçiyorlar. Şimdi burada, sen adamın beynini söküp ameliyatla çıkartsan bile, en akılsız bir adam bile bir fevkaladelik olduğunu görür, bir yaratan olduğunu görür. Bunu atom, molekül nasıl yapsın? Bütün dünyadaki insanları bir araya getirsen bunu yapamaz. Atomun aklı var, parçacığın aklı var.

CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin de bildiğiniz gibi bu aralar çok popüler olan bir şey var, gen mühendisliği, orada bilim adamları asla gene müdahale edemiyorlar kendileri. Ama bunu çok iyi yapan bakteriler, genleri uygun yerlerinden kesmekte usta olan bakteriler, onlara yaptırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Onların adamı olmuş onlar. Hadi bakterim koş bakalım falan diyor. Çok şaşırtıcı olaylar.

Şu parçacık fiziğiyle ilgili çalışmalar. Normal olarak parçacık bırakıldığında dümdüz gidiyor, yani karmakarışık gidiyor. Bir izleyen olduğunda, baya düzgün şekil alıyorlar. Nasıl olur böyle bir şey? Artık atom da değil bu, başka bir şey. Sen izleyen olduğunu nereden biliyorsun? Herhangi bir şekilde izlendiğini anlarsa, gayet muntazam şekil alıyor, kılıç gibi şekil alıyor. Eğer izlenmediği kanaatindeyse, serersi gibi hareket ediyor, kafası nereye giderse, oraya gidiyor, yani rahat hayata geçiyor-ki, o a yine düzgün oluyor, çünkü o yaptığında da bir şekil var. Karmakarışık dediğin o da planlı bir şey. Ama seyreden oldu mu tablo gibi yapıyor yani sanat eseri çıkarıyor ortaya, izleyen oldu mu. Kameranın izlemesinden de huylanıyor o da, insan gözü, kamera fark etmiyor. Yani beni bir izleyen var diyor parçacık, anında şekil alıyor. Adamlar bir kontrol ettiler, bir yanlışlık mı var acaba diye, bir daha kontrol ettiler, bir daha kontrol ettiler, kesin böyle.

OKTAR BABUNA: Hep aynı sonuç çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Adamlar açıklayamıyor, milletin aklı gitti. Hiçbir açıklaması yok.

ERDEM ERTÜZÜN: Hareket ederken de Hocam, bir sonraki olacağı yeri süper bilgisayarlar bile tahmin demiyor, bir sonraki karede nerede olacağını.

ADNAN OKTAR: Bunlar akıl durduracak olaylar. Bilimi müthiş teşvik etmek lazım. Modern fiziği müthiş teşvik etmek lazım. Kuran gibi, kitap gibi, böyle Allah’ın ayetlerinin yoğun olarak tecelli ettiği bir şey bilim. Kuran diyor zaten, “Allah’ın ayetlerini göreceksiniz, görüp tanıyacaksınız” diyor. Şimdi görüp tanımaya başladık.

Cenab-ı Allah diyor ki 2. Surenin 72. ayetinde. Bir ceset ölü geliyor, ne yapalım diyorlar, cesedin canlanması gerekiyor. “Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.” (Bakara Suresi, 72) Şimdi ölünün konuşması gerekiyor, kimin öldürdüğü belli değil. Allah diyor ki: “Bunun için cesede, kestiğiniz ineğin bir parçasıyla vurun” diyor. “Bunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir-ki, akıllanasınız.” (Bakara Suresi, 73) Şimdi modern tıpta da kalp durduğunda kalp masajı yapılıyor, eğer canlanmazsa kalbe vuruluyor, kalbin üstüne güçlü şekilde vuruluyor yumruk tarzında. Kalp o zaman birden çalışmaya başlıyor. Bak, Kuran ayeti 1400 yıl önce bu bilimsel gerçeği, yeni bulunan bu gerçeği 1400 yıl öncesinden bildiriyor. “Vurun” diyor direkt, -vurun kalbin üstüne. Kalp masajıyla genellikle bir şey olmuyor ama en son kalbin üstüne yumrukla vuruluyor, o zaman kalp çalışıyor, çoğu vakıada çalışıyor. Kuran bu gerçeği, 1400 yıl öncesinden bildiriyor ama hiçbir hoca, alimden siz bunu duyamazsınız söylemezler, söylemiyorlar ağırlarına gidiyor bazılarının. Hepsi demeyeyim de, bir kısmının ağırlarına gidiyor.

Firavunun sülalesinde marfan sendromu vardı. Böyle parmaklar çok uzun, ayak parmakları çok uzun, el parmakları patolojik. Kafa yapıları da bir garip, kalp rahatsızlığı da oluyor, birçok rahatsızlık var marfan sendromunda. Fakat Hz. Musa (a.s)’ı suyun içinde görünce bakıyorlar acayip sıhhatli ve baya da güzel, çok hoş. Putları hathor’un onlara gönderdiğine inanıyorlar, acayip seviniyorlar. Sandık içinde olduğu için hayret ediyorlar. Çünkü hiç kimse çocuğunu Nil’e bırakmaz, olacak iş değil. Ve çocuk onların bulunduğu yere geliyor firavunun ailesinin bulunduğu yere geliyor sandık, yani tam o sarayın sahiline geliyor. O zaman tam kanaatleri geliyor, diyorlar “tamam hathor gönderdi.” “Bilemediler” diyor Cenab-ı Allah, “halbuki, o onlar için bir bela olarak geldi” diyor Allah, “ben onu bela olarak gönderdim.” “Bana da düşman ona da düşman olan kişilerin yanına gönderdim” diyor. “Onları helak etmek için gönderdim” diyor, özetle.

Tevrat, Mısır’dan Çıkış, 2 / 2’de. “Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel ve sağlıklı çocuk olduğunu görünce onu üç ay gizledi” diyor. Verilen tarihler de tam uyuyor, Hz. Musa (a.s)’ın doğum tarihiyle çocuğun bulunuş tarihi. O üç ay gizlemesi tam uyuyor. Doğumundan itibaren hesap ettiğimizde hakikaten tam Nil’in taşma ve saraya kadar suların oralara geldiği mevsim. Sandık da tam firavunun ailesinin tam eğlendiği, sayfiye yeri gibi kullandığı yerin tam önüne geliyor sandık. Kadın onun içinde çocuğu görünce, birde yakışıklı böyle güzel, çünkü aile hep böyle yamuk yumuk firavunun ailesi, hep hastalıklılar. O çocuğu o kadar sağlıklı görünce dayanamıyorlar acayip seviniyorlar, “hathor bize gönderdi bunu” diyorlar.

Yabancı çektiyse zaten İngilizce, sen tercüme ediyorsun. Orada de, “Allah yarattı” dersin veya “bir yaratılışla yaratıldığı belli oluyor” dersin. Adamın orada Allah’ı inkarını niye kullanıyorsun, kelimesi kelimesine? Allah yok diyorsa adam, sen niye motomot Allah yok diyorsun. “Allah var” de. Yok diyeceğine var diyeceksin bu kadar kolay.

GÖKLAP BARLAN: Ayrıca Kuran mucizeleri gibi belgesellerin hiçbirini yayınlamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, Kuran mucizelerini asla yayınlamazlar.

Hz. Musa (a.s)’ın doğumu 8 Şubat. O da kova burcu, evet. Benimle aynı burçta, inşaAllah. Mısır’ın taşması Haziran başı gibi, tam üç ay. Diyor ya “üç ay çocuğu gizledi.” 8 Şubat’tan itibaren aldığımız üç ay tam Haziran başı, her zaman Nil’in taştığı mevsim. Kuran’da ne söyleniyorsa araştırdığımızda bilimsel olarak, doğru olduğunu görüyoruz.

OKTAR BABUNA: Haman’ın ismi geçiyor Hocam, inşaAllah. Haman da, papirus kayıtlarında o dönemde yaşamış olan bir inşaat ustası firavun döneminde.

ADNAN OKTAR: Evet, onlara Haman deniyor, hiç adı sanı duyulmamış bir bilgi, bu bilinmeyen bir şey. Kuran’daki bilgi, 1400 yıl sonra doğrulanıyor.

Hathor’un da her şeyi yaptığına inanıyorlar, çocukları doğurduğunu, doğurganlığı temsil ediyor, Nil’in sularını kabarttığı, her şey o yapıyor olarak görüyorlar. Hz. Musa (a.s)’ı da çocukluğundan itibaren, “senin baban senin doğumunu sağlayan Hathor’dur gibi eğitmişler, delikanlılık çağlarına kadar. Ama tabii Hz. Musa (a.s) sonra gerçeği öğreniyor.

Şimdi kısa bir ara verelim, imani bir film izleyelim evrimle ilgili, Darwinizmin geçersizliğini anlatan, sonra devam edelim.

GÖKALP BARLAN: Hoş Sohbetler programımız burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hepinize, hayırlı günler.